İçeriğe geç
Niğde Pusula

Merakını günlük hayata çeviren pusula

Psikoloji 3 dk okuma Bora Ilgıner

Yaş İlerledikçe Zaman Neden Hızlanıyor Gibi Geliyor?

Çocuklukta sonsuz gibi görünen yazlar, yetişkinlikte bir anda geçiyor. Beynin süreyi hafızadan hesaplaması bu duygunun kaynağında yatıyor.

Çocukken bir yaz tatili sonsuz gibiydi. Aynı üç ay, yetişkinlikte bir çırpıda geçiyor. Bu his öyle yaygın ki neredeyse bir doğa yasası gibi kabul ediliyor. Oysa saatler değişmedi; değişen, zamanı ölçen iç mekanizma. Beynin zamanı nasıl kurduğuna bakıldığında, bu hızlanma duygusunun neden bu kadar güçlü olduğu anlaşılıyor.

Beyinde zaman diye bir organ yok

Görme için göz, işitme için kulak var. Zaman için böyle bir alıcı yok. Beyin süreyi doğrudan ölçmüyor; dolaylı ipuçlarından inşa ediyor. Kısa aralıklarda hareket ve ritim devreleri iş görüyor. Saatler ve günler söz konusu olduğunda ise devreye başka bir şey giriyor: hafıza.

Geriye dönüp bir zaman dilimine baktığımızda onun uzunluğunu, o dilimden geriye kalan ayırt edilebilir anıların yoğunluğuna göre tahmin ediyoruz. Bir hafta boyunca her gün aynı yoldan işe gidip aynı ekrana bakıp aynı saatte uyuduysanız, o haftadan geriye tek bir bulanık şablon kalıyor. Beyin bunu "kısa" diye yorumluyor. Buna karşılık üç gün süren bir yolculuk, birbirinden ayrı onlarca sahne bıraktığı için hatırlandığında çok daha uzun görünüyor.

Yenilik, zamanı genişletir

Çocukluğun uzun görünmesinin en makul açıklaması burada. Çocuk için neredeyse her şey ilk kez oluyor. İlk deniz, ilk bisiklet, yeni bir okul, tanımadığı yüzler. Beyin bilmediği bir şeyle karşılaştığında kayıt yoğunluğunu artırıyor; ayrıntıya dikkat ediyor, sahneyi işliyor, ayrı bir dosya açıyor. Sonuç, hatıralarla dolu ve bu yüzden geriye bakıldığında geniş görünen bir dönem.

Yetişkinlikte tablo tersine dönüyor. Rutinler yerleşiyor, ortamlar tanıdıklaşıyor, kararlar otomatikleşiyor. Beyin tanıdık olanı ayrıntılı kaydetmiyor; enerji tasarrufu yapıyor ve önceki şablonu tekrar kullanıyor. Yaşanan an sıkıcı değil belki, ama geriye bakıldığında ayrı bir işaret bırakmıyor. Böylece yıllar "nereye gitti" duygusu doğuyor.

Bu, aynı zamanda ilginç bir çelişkiyi de açıklıyor: yoğun ve olaysız geçen bir hafta, yaşanırken çok uzun gelir ama geriye bakıldığında hiç yokmuş gibi görünür. Anlık süre algısı ile hafızaya dayalı süre tahmini farklı işler yapıyor.

Aynı mekanizma, olağanüstü anların neden ağır çekim gibi hatırlandığını da açıklıyor. Ani bir kaza ya da beklenmedik bir tehlike anında beyin kayıt yoğunluğunu tavana çıkarıyor; saniyeler içine sığan ayrıntı sayısı olağanın çok üzerine çıkıyor. O anı sonradan hatırlarken uzun görmemizin nedeni zamanın gerçekten yavaşlaması değil, geriye dönük olarak elimizde çok fazla kare bulunması. Süre algısı, kaydın çözünürlüğüne bağlı.

Oran meselesi ve dikkat

Sık dile getirilen bir başka açıklama da orantı fikri. Beş yaşındaki biri için bir yıl, yaşamının beşte biri. Elli yaşındaki biri içinse ellide biri. Bu bakış açısı, yılların giderek küçülmesini basitçe açıklıyor. Tek başına yeterli olmasa da, hafıza yoğunluğu açıklamasıyla birlikte düşünüldüğünde tabloyu tamamlıyor.

Dikkatin rolü de belirleyici. Zamanı izlerken zaman yavaşlar; bekleme salonundaki dakikalar bu yüzden ağır ilerler. İlgi çeken bir işe dalmışken saatler fark edilmeden geçer. Modern hayatta dikkatin sürekli bölünmesi, uzun ve tek parça hatıralar oluşmasını zorlaştırıyor. Bölünmüş dikkat, seyrek kayıt demek.

Zamanı geri yavaşlatmak

Bu mekanizmayı anlamanın pratik bir sonucu var. Takvimi yavaşlatmak elde değil ama hatıra yoğunluğunu artırmak mümkün. Yeni bir yol denemek, tanımadığınız bir mahallede yürümek, öğrenmesi zaman alan bir beceriye başlamak, tatilde her günü aynı yerde geçirmek yerine ortamı değiştirmek; bunların hepsi beyne ayrı dosyalar açtırıyor.

Aynı etkiyi çok daha küçük ölçekte de üretebilirsiniz. Bir yemeği ekrana bakmadan yemek, tanıdık bir sokakta daha önce hiç bakmadığınız üst katlara bakmak, akşam beş dakika ayırıp günün ayırt edici tek anını yazmak. Bunlar zamanı uzatmaz ama zamanın izini derinleştirir.

Sonuçta yılların hızlanması bir arıza değil, verimlilik uğruna ödenen bir bedel. Beyin tanıdık olanı özetliyor. Özetlenen bir yılın, yaşanmış ama geriye çok az iz bırakmış olması da bundan. Zamanın geri kazanılacak yeri, saatte değil; ne kadar farklı şey yaşadığımızda.